Korkmayın Arabesk Bitmez

418697_521738617841305_645857342_n-300x213

Yüzlerce şarkıya söz yazmış ve bunların ekseriyeti arabesk alanındaicra edilen eserler ise siz de o kültürün önemli bir unsurusunuz demektir. Bu konuda Adıyamanlı şair Ali Tekintüre çok önemli bir figür. Kendisi bir nevi ‘Arabeskin üzerine inşa edildiği’ insan. Orhan Gencebay’dan Müslüm Gürses’e, Ferdi Tayfur’dan Emel Sayın’a ve daha nice sanatçıya ‘metin yazarlığı’ yapmış bir kişi.
Peki bayram değil seyran değil neden Ali Tekintüre ile konuşuyoruz? Çünkü aslında daha eskiye dayanan bir korku hikayesi, Kadıköy-Kartal metrosunun açılmasıyla tekrar ortalığa serildi. O günden beri İstanbul’un Anadolu Yakası’nda ikamet edenlerin yürekleri tekrar ağızlarında: Ya minibüsler kaldırılırsa!

Baştan anlaşalım yazının devamında bahsedeceğim minibüsler, kimilerinin ‘dolmuş’ olarak hitap ettiği şey değil. Dolmuş, sarı renkte olup 8 yolcu taşıyan araç. Minibüs ise oturarak 14, ayakta ise sınırsız kişiyi taşıyabilen bir yaşam biçimi, bir kültür, bir alışkanlık, bir mücadele, ya da adını sizin koyacağınız bir ‘şey’…

Bu korkuyu tek yaşayan Anadolu Yakası ikametçileri de değil elbette. 13 Ocak 2012’de Süddeutsche Zeitung’da Kai Strittmatter imzasıyla yayımlanan ‘övgü’de İstanbul yollarının ‘anarşist’ ulaşım aracı olarak tanımlanan araçların geçmişi anlatılıp geleceğine dair endişeler paylaşılıyordu. Bu araçlara yergi kadar övgünün de olması aslında onların tipik birer ülkemiz örneğini teşkil ettiklerini de gösteriyor. Şimdi tekrardan bu korku yaşanırken olası durumda yok olmaya yüz tutacak bazı şeyler de olacak.
Elbette, minibüsün uçak kokpitini aratmayan o rengarenk şoför mahalli, şoför koltuğunun hemen yanındaki motor kapağının üzerinin düzenlemesi, bozuk paraların oradaki kültablalarında ayrı ayrı sınıflandırılması, o atkılar, yabancı takım flamaları, boncuklar, ışıklar haliyle tarihe karışacak. Ama en önemlisi de minibüslerin gidişiyle belki de bir müzik türü gündelik hayattan çıkacak: Arabesk!

Arabeskin yeri ayrı…
İstanbul minibüslerinde pek duyulmasa da Arabesk, bu türün palazlandığı alanlar olduğu için her daim yerini korur bu seyrüsefer aracında. Serdar Ortaç’tan Rihanna’ya kadar uzanan bir skala tercih edilirken (Burada yazı işleri müdürlerimizden Gökçe Aytulu’nun dolmuşta duyduğu Ayışığı Sonatı örneğini ise kategori dışı bırakıyorum), herkes kendi müziğini yanında getirdiğinden bu kültür göz göre göre gidiyor.

Bunu dert edinip Ali Tekintüre ile ‘Ne olacak bu arabeskin ve minibüslerin hali’ konusu üzerine konuşmak için buluştuk. Sayfalara sığmayan söyleşinin tam halini ‘radikal.com.tr’de bulabileceğinizi müjdeleyerek iki lafın belini kırdığımız Kandilli’deki bir ‘ganyan bayisi’nde vuku bulan muhabbetimize geçelim.

Ali Tekintüre, 1953 Adıyaman Besni doğumlu bir şair. 13 yaşında yazdığı şiirini başka şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın gazetedeki köşesine ‘belki yayımlanır’ umuduyla gönderip askere gidiyor. Şiir güfteye dönüşüp Emel Sayın tarafından okununca Türkiye’yi sallıyor. 1974 yılının şarkısı ‘Tanrım beni baştan yarat’. Bir insanın 13 yaşında bunu yazması biz fanilere hiçbir zaman anlaşılır gelmeyecek. Hem zaten Nâzım Hikmet de şu dizeleri 14’ünde yazmış anlatılana göre: “Büsbütün unuttum seni eminim /
Maziye karıştı şimdi yeminim / Kalbimde yok bile sana kinim / Bence şimdi sen de herkes gibisin…”
Askerden dönünce besteci Muzaffer Özpınar’ı bulup söz yazarı olduğunu anlatıyor. 300 lira telif alıyor karşılığında. Bu serüven sayısız sanatçıya söz vermesiyle sürüyor.

Önce şarkı sayısındaki tereddüdü gidermekle başlıyoruz: “Binin üzerinde şarkım var. Tam rakam bilmiyorum. Bir kısmını kaybettim zaten. Hangisi benim çıkaramıyorum bazen. Şarkılarını yaklaşık 10 bin şarkıcı okudu. En az 50 kişinin okuduğu şarkılarım var. En çok ‘Anadan ayrı’ şarkım okunmuştur heralde.” Yüze yakın bestesi de olan Tekintüre, Orhan Gencebay ve Ferdi Tayfur’a söz veren kişi olmakla da övünüyor. En merak edilen soruyu sordum elbette. Bu ‘acı’ dolu şarkıları yazarken bu hislerin ne kadarını yaşadı? “Yaşanmaz ki bunlar. Şarkı, roman bu tür şeyler hayal ve biraz abartıdır. Özünde gerçekler var. Ama kendi hissettiklerini genişletiyorsun burada. Hayal kurup onu yaşatıyorsun. ‘Şu şöyle olmuştur, bu böyle olmuştur’ diye. Benim yeteneğim daha fazla heralde bu konuda.”

‘Hayat sadece oyun mu?’
Bazen şarkılarıyla ilgili yorumlara bakınca işin kendisini aştığını düşünmekte: “Yorumlara bakıyorum da ‘Aslında ben bunu demek istememiştim’ diyorum. Şaşırıyorum.”
Ali Tekintüre, milyonlarca insanın ‘kendini jiletleyerek’ dinlediği şarkıların söz yazarı. Ancak şarkıları seslendirenler kadar tanınmıyor. Bu ‘gölge yazarlık’ durumunu şöyle değerlendiriyor: “Çok mücadele ettim. Bu kadar tanınmam bile büyük çaba sonucu. Adımız anılıyor şu anda en azından. Bazen toplu taşımada tanıyorlar hayret ediyorum. 70’lerde binsem yine tanımazlardı. Resmimi gören yok. Görse inanmazlar zaten.”

Arabeske sırt çevrildiğini söyleyince, nedenini zaman olarak gösterip sıralıyor: “Sırt çevirseler de de şu anki müziğin temeli arabesk. Şimdikiler bizim şarkıların bir tarafına tutunarak yapılıyor. Kaydadeğer olanlarından bahsediyorum. Bir de yarına hiçbir şey bırakmayan unutulacak olanlar var. Misal sordunuz Serdar Ortaç. 10 sene sonra kime hangisini dinletecek. 20 sene sonra dönünce şimdiki pop müzik için kocaman bir boşluk görecekler. Bir sebebi de internet ve televizyon. Sadece eğlenmeye endeksliler. Sadece oynamak değil ki hayat! İnsanları hüzünlendiren, düşündüren şeyler de olması lazım.”
Orhan Gencebay’a ise bozuk: “Kendine ‘Arabeskçi değilim’ diyor. Arabeski aşağılıyor. Onu korumaya çalışsana. Kategorimiz aynı aslında.”

Peki Ali Tekintüre ne dinler? Fazla müzik dinlemiyor öncelikle: “Kulağıma hoş geleni dinlerim arada. Enrico Macias dinlerdim. Yerlilerden Candan Erçetin’in seçtiği şarkıları seviyorum. Şarkı bir şeyler anlatmalı. Bir şey anlatmazsa sadece eğlence olur, insanın duygu dünyasına bir şey vermeli.”
Bu kadar ‘damarda jilet’ şarkıyı yapan eğlenmez mi? Eğlenmiş! “Gençlikte meyhane, pavyon, taverna düğünlere gittim ama o eğlence başka bir şey. Yaptık zamanında. Dozunda olmalı ama her şey” ifadesi dilinde.
Gençlikten pek ümitli olmasa da sürpriz bekliyor. Dahiler çıkabileceğini, “Şimdiki gençlik internet ortamına göre şekilleniyor. Yüzyıllar geçti bir şeyler oldu, belki şimdi yeni bir şey zamanıdır. Bakarsın dahiler çıkar” şeklinde anlatıyor.

Arabadan inemeyiz valla!
Ali Tekintüre’nin şarkılarından yapılan bir Fairuz Derin Bulut albümü vücut bulmuştu, meraktan değerlendirme istedim. Pek tatmin olmamış. “Değişik çalışma o açıdan iyi. Yüzde 60 gibi başarılı diyeyim. Arabesk Project dinledim geçen. Güzel olmuş o da. İyi ya da kötü olması önemli değil. Yapsınlar yeter” diyor.
Üretime devam etse de talep yokmuş: “Eskileri tercih ediyorlar. Yeni şarkıdan yeni hikaye çıkacak. Dizilerde falan hep eskiler kullanılıyor.”

Son olarak ‘Arabesk biter mi’ diye sordum. ‘Bitmez, bitemez’ kanısını şöyle anlattı: “Arabesk bitmez merak etme sen. İnternette bizim şarkılarımızla klipler yapılıyor. Benim şarkılarımdan en az bin klip var. O da sadece ben. 1975-1990 arası Türkiye’de müzik devrimi oldu. Binlerce sanatçı çıktı. Yüzbinlerce şarkı yapıldı. 3 binden fazla filme şarkılar isim verdi. Sinemayı kurtardı bu hareket. Benim 30 şarkım filme isim oldu. 500’den fazla filmde şarkım kullanıldı. Bu kültür ölmez. Unutulacak şarkılar değil. 10 sene önceki pop yok 50 sene önceki şarkılar var. Şarkıların hikâyesi var. O şarkının içine girince roman yazarsın öyle şarkılar var.”
Arabeskin bitip bitmeyeceğini bilemeyiz ama artık arabesk şarkıları seslendiren Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses gibi isimler zaten minibüslerde çalınmıyor. Aslında bu tavırda bir ‘eğrinin doğruya denk gelmesi’ durumu var. Zira trafikte sorun olabilirdi. Çünkü Murat Menteş’in ‘Dublörün dilemması’ romanında dediği gibi: “Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan!”

Minibüslerde ne çalıyor?
Artık minibüslerde eskisi gibi pek fazla müzik çalınmıyor zira müşteri memnuniyeti her şeyin önüne geçmiş durumda. Yine de İstanbul’daki hatların kendine has müzik türleri var. Mesela Anadolu Yakası’nda Kadıköy-Pendik minibüslerinin fon müziği genelde Serdar Ortaç, Demet Akalın türevi pop müzik olurken Harem-Gebze hattında ton arabesk-fantaziye kayıyor. Buranın favori isimleri tabii ki Orhan Gencebay, Müslüm Gürses… Ama tabii ki kimi şehirlerin yerel sanatçıları da sadece o minibüste duyabileceğiniz şarkılarıyla keşfedilmeyi bekliyor. Avrupa Yakası’nda Beşiktaş -Sarıyer hattı da Anadolu Yakası’ndaki Kadıköy-Pendik’in muadili olarak pop tonlarında ilerliyor.

Bağcılar-Bakırköy hattındaki minibüslerde ‘Bu araçta meslek eğitimi almış İstanbul beyefendisi çalışmaktadır’ yazdığı için araçta Türk Sanat Müziği çaldığını tahmin ediyor olabilirsiniz. Ama gerçekler farklı tabii ki de…
Topkapı-Zeytinburnu ve Avrupa Yakası E-5 güzergâhındaki araçlar da Harem-Gebze’nin eşdeğeri sanatçıları çalıyor. Ama hatırlatayım bu araçlarda herkes kendi müziğini dinliyor.

‘Önder’i tasvip etmiyorum
Adıyamanlı Ali Tekintüre’nin gazetemiz eski yazarı ve şu an milletvekili olan Sırrı Süreyya Önder’le tanışıklığı varmış. TBMM’de bir gün karşılaşmışlar ve Önder yanına gelip muhabbet etmiş. Siyasi olarak ise anlaşamıyorlar. “Geçmişte birtakım olumsuzluklar yaşamış insanlar bir yerlere geliyor. Sırrı Süreyya Önder’in geçmişinde mahkeme, dayak ve işkence var. Milletvekili olarak Meclis’e girdi. Amaç o değil belki ama şimdiki BDP ’nin PKK ’yla beraber hareket ediyor gibi görünmesini tasvip edemem. Bence PKK’dan kendilerini ayrıştırabilseler onlar için çok daha iyi olur” yorumunu yapıyor.

Çözüm konusunda kafa yoruyor ama “Hükümeti çok beğenmiyorum ama adım atıyorlar. PKK yüzünden sonuçsuz kalıyor” diyor. Peki Ali Tekintüre’nin siyasi görüşü ne? Kendisinden dinleyelim: “Bana beni soranlara, ‘Milliyetçi, dindar, sosyalist kendi halinde şair’ diyorum. Sosyalist ol adaletli ol, dindar ol çünkü Müslüman ülkeyiz, milliyetçi olacaksın vatanı seveceksin. Geçmişte akımlar varmış ama dünya bir yere oturdu. Artık fikirler birleşmeli.” Kendisi zamanında sol düşüncedeymiş.

2 Responses so far.

  1. burak diyor ki:

    sen olmasaydın arabesk yarım kalırdı ali baba

  2. burak diyor ki:

    sen olmasaydın arabesk omazdı

Leave a Reply